26 Ocak 2009 Pazartesi

BALONCUKLAR GÖKYÜZÜNDE...




Dün seninle havanın soğuk olmasına rağmen,soğuk hasta etmez mikrop hasta eder mantığıyla balkona çıkıp baloncuk oyunu oynadık bebeğim.O kadar eğlendik ki,kelimelerle anlatmak mümkün değil.Ben baloncuk yaptım,sen zevkle,kahkahalarla patlattın.Patlatamadıklarının arkasından da bay bay yapıp sonsuzluğa uğurladın.Seni balkondan içeri sokmak da pek kolay olmadı tabi.

24 Ocak 2009 Cumartesi

YENİ KELİMELER

Son günlerde konuşma işini oldukça ilerlettin kuzucum,hatta o kadar ilerlettin ki ;kelimelere yeni yorumlar getirdin,bambaşa bir hal aldı zavallı kelimeler:) Aslında o kadar çok ki kullandığın kelimeler,hepsini akılda tutup,geleceğe not düşmek neredeyse imkansız.Bunlar aklımda kalan birkaç komik kelimecik:

pişapişi: çamaşır (buna çok gülüyorum yaaa,çamaşırla pek alakası yok ama :) son günlerde kirli çamaşırları makineye atmak ve yıkanmış temiz çamaşırları makineden çıkarmak çok hoşuna gidiyor.Hatta bizim yatağın üzerinde gördüğün temiz giysiler bile kendini bir anda çamaşır makinesinde bulabiliyor. )
pennii: peynir (sevmediğin ve yemediğin halde kahvaltıda gördüğün zaman adını söylemeyi biliyorsun)
iti:iki
pii: pil
ba ba çe: gece bahçesi ( ben buna da çok gülüyorum,TRT Çocukta yayınlanan bir program gece bahçesi,severek izliyorsun,günün olmayacak saatlerinde "ba ba çe aç"deyip dolanıyorsun.
bebi: bebek
babacı: baloncuk (bu aralar kelimelere değişik yorumlar katıyorsun,biz de mutlu oluyoruz işte:)
çırlı: çizgi film demek:)
oynuuu: oynuyorum
oyuncu:oyuncak
kokuuu: korktum

İŞTE BAŞ BAŞAYIZ:)

İşte tatil başladı.Bu tatil hem sana hem bana iyi gelecek,özlemlerimiz giderilecek..Sıkılmıştım,bir o kadar da yorulmuştum.Her gün seni bırakıp gitmek,yaşadıklarına büyümene tanık olamamak daha da zor gelmeye başlamıştı,tatilin tam zamanıydı işte.
Bu tatil en çok da sana yaracak. Uzun süredir uykuya karşı bir tepki geliştirdin, gün boyunca hiç uyumayıp gece de zorlamalarımızla uyuyorsun. Sanırım bunun sebebi anne devamlılığını henüz kazanamamış olman,annenin ve babanın seni bırakıp bir daha gelmeyeceği korkusu… Nerede hata yaptık bilmiyorum. Oysa bebekliğinden beri seninle vedalaştık giderken ve yine döneceğimizi anlattık pedagoglarında söylediği gibi. Döneceğimize inandırdığımızı zannettik demek ki! Sanırım bu yüzden uyumak istemiyorsun, uyuduğunda etrafındaki insanların seni bırakıp gideceğini düşünüyorsun. Bu soruna en yakın zamanda bir çözüm bulmak gerek, ama nasıl?

19 Ocak 2009 Pazartesi

GÜZEL BİR HİKAYE...

Uykusunun baldan tatlı olduğu sabahlarda , melek öpüşlerle uyandırılmaz olur .. Anne bağırır : "Çabuk ol , servisi kaçıracaksın !" Baba kükrer : "Ne yatmasını biliyorsun , ne kalkmasını !"Sabahları güneşin doğuşunu bilmez çocuk . Hiç aydınlanmadan kalkar içi .. Taze bir sabah , bayat bir günün devamıdır çok zaman . Her sabah adına yuva denen , adına kreş denen o yere bırakılır . Başkalarının annesinde , kendi annesinin hasretini çeker gün boyu . Sabahın köründe "benim annem ne zaman gelecek" diye gözyaşları çeker solgun yüzüne dizi dizi . Akşam ne uzundur . Yuva nice gürültülü . Sevgilerini konuşurlar efkarlı saatlerde ."Benim babam beni çok seviyor .""Hayır , benim babam beni daha çok seviyor .""Hadi oradan , beni hem babam hem annem daha çok seviyor ."Başkalarının babası kendi çocuklarını çok severse , sanki kendi babalarının sevgisi azalacakmış gibi kavga ederler . En çok sevilen olmaktır tutkuları . Her pazartesi ne kadar sevildiklerini n ispatını yapmaya koyulurlar . Pazartesileri hep böyle geçer . Herkes kendi babasının en sevgili baba olduğunu ispat etmeye çalışır . Öteki çocuklar yeni sevgi ispatlarını ortaya koydukça içini bir ürperti kaplar . Başkalarının babası çocuklarını daha çok mu seviyordur acaba ? O reklam gelir aklına . Kahrolası reklam . "Evinizi seviyorsunuz , arabanızı seviyorsunuz ... Beni sevmiyor musunuz ?"İnanmak üzeredir onu sevmediklerine . Arka koltuğa gazoz döktü diye ne çok bağırmıştı babası . Ama olsun , arkadaşlarına bunu anlatmazsa eğer , babasının arabasını kendisinden çok sevdiğini nereden bilecekler . Keşke her Pazartesi en sevilen evlat oyununu oynamak zorunda kalmasaydı . Bunun için Pazartesileri hep hasta numarası yapması . Uyanamaması . En sevilen çocuk olmak yarışması , bilseniz ne kadar zor diyebilse bir gün , her şey ne kadar kolay olacak . Oyunu değiştirebilirdi . Bu oyunun mağlubu olduğunu arkadaşları öğrenecek diye her Pazartesi karanlık bir kuyu olmazdı o zaman . Herkesin annesinin ve babasının ne kadar iyi anne baba olduğu , çünkü onlara ne çok pahalı oyuncak aldıklarının konuşuldukları bir sıra "beni anneannem çok sever" diye bağırıverdi ."Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu ?""Görmüyor musun ? Telefonla konuşuyorum ."Hiç kimsenin sevdiği şey birbirine benzemiyordu . Annesi telefonu , babası arabayı seviyordu . Her şey erteleniyordu telefon ve araba söz konusu olduğunda . Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu . Nerelere gitsindi ? Annesi kapattı telefonu . Mutfaktan tencere kaşık sesleri geliyordu . Koşarak yanına gitti ."Sana yardım edeyim mi ?" dedi , en sevimli halini takınarak . Annesi manalı manalı baktı ."Hayırdır . Bir yaramazlık filan . Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten ."Yorgunluk nasıl bir şeydi . Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır "Nasıl yorulmuş yavrucak . Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni" diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi . Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer , ne diye annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu ."Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın . Anneannem öyle söylüyor .""Uykuya dalayım da gül kokuları kusur kalsın . Yorgunluktan ölüyorum ." Bu kelimeden nefret ediyordu . Yorgunum . Yorgun olduğumdan . Böyle yorgun yorgunken ..."Anneciğim sen yorulma diye...""Yemekte konuşuruz çocuğum . Bankada işler yetişmedi . Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım . Hadi sen oyna biraz .""Hani siz yoruluyorsunuz ya ...""Eeee ....""Ben de oynamaktan yoruluyorum .""Ne yapayım ?""Bilmem ..."Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler , yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı . Işıklar söndü birden . Annesi öfkeyle söylenmeye başladı . "Mum da yok" diye diye karıştırdı dolapları el yordamı . Çocuk sırtüstü yatıp anneannesinin köyünü düşündü . Gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını . Deli tavşanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne . Anneannesi gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı . "Bak deli tavşan" diyerek parmaklarını oynattı . Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı . Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda . Otlarla kuşlarla konuştu . Sonra yorgun düştü . Duvardaki görüntü o minik avuçların açılmasıyla kayboldu . Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı .Neden sonra ışıklar geldi . Kadın çocuğun hiç konuşmadığını akıl etti birden . Kanepeye koştu . Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı . Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek . Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini . Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu . Çocuk sanki bu öpücüğü bekliyormuşçasına ;"İşin bitince beni sever misin anne ?" dedi .Kadın , sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı .

8 Ocak 2009 Perşembe

YİĞİT'TEN İNCİLER:)

Anne: Yiğiiiiiiit!!!!! Sen kaç yaşındasın annecim?
Yiğit: üççç....
Anne:Üç olmaaaaz....
Yiğit: biiiiir
Anne:Olmaaaaz anecim...
Yiğit: olduuu :)))
Anne: Olmaaaaz...
Yiğit: Olduu... Olduuu....

4 Ocak 2009 Pazar

GELDİN YA!

Geldin ya!
Şimdi herşey güzel seninle.
Yürümenin, konuşmanın, nefes almanın bir başka anlamı var artık.
Sen varsın ya, herşey bambaşka gözlerimde...
Ümit Yaşar OĞUZCAN

YAĞMUR YAĞIYOR...







Dışarıda yağmur yağıyor...Benim canım sıkılıyor...Yalnızız anne-oğul.Sen oyuncağına dalmış,ben ise bilgisayar başında...Defalarca takıp boşaltıyorsun,takıp boşaltıyorsun.Takman gereken 15 parça bitince sen de başmda bitiyorsun.Anneee aççç...Açıyorum ama takman 2 dakikanı almıyor.Yine başımdasın:Anneeeeeeeee aççççç.Sonra yalnız oynamaktan sıkılıp :"Anneee oynuuu." Diyerek beni oyuna çağırıyorsun.Beraber oynuyoruz bir süredeBu böyle dakikalarca sürüp gidiyor.Ta ki sen sıkılıp oyuncak değiştirmek isteyene kadar.İşte o vakitte geldi"anne kalk.Gütü."Oyuncak değiştirme vakti geldi.Odaya gidiyoruz.Bir süre düşünüyoruz acaba hangisini alsak diye.Beğendiğin 2 tanesini alıp odaya geri dönüyoruz.Başlıyor yine bir telaş.Bul,tak,çıkar,sırala.....Gece uzun,oynamak lazım tabi.....
Bunun dışında yazı yazmak,resim yapmak eskiye göre çok daha fazla ilgini çekiyor,bir kalem tutuşun var ki,görülmeye değer,onu en yakın zamanda fotoğraflayıp bloğa koymalı.Düz çizgiler çizebiliorsun henüz,daha yuvarlak çizgilere geçmedin.Çizdiğin her çizgiyi ise bir nesneye benzetiyorsun.Kuş,tavşiii,avaba,miyavvv....Bu arada bir çok hayvanı tanıyor ve çıkardığı sesleri de çıkarabiliyorsun.
kedi:miyaaaavvv
köpek:havvvv havvv
ördek: vag vag
kuzu:meee
inek:moooo
kuş:cik cik
balık:bir sesi olmadığı için ağzını balık gibi yapıyorsun.

Babanla Kipaya gittiğimizde 3 yeni oyuncak aldık sana.100e yakın parçadan oluşan ahşap geometrik şekiller,Aktivite küpü ve rakamları tanıtan ahşap puzzle.Hepsine de ayrı ayrı bayıldın,saatlerce oynadın başından kalkmadan.Bu ara renk ve sayıları kavratmaya çalışıyorum.Yavaş yavaş tanımaya ve ayırt etmeye başlıyorsun.Oynamaktan ve yapmaktan hoşlandığın diğer bir aktivite ise oyun hamuru.Baban sana oyun hamurundan hayvanlar yapıyor,sen de sevine sevine bozuyorsun,küçücük parçalara ayırıyorsun hamurdan hayvanları.

Bu arada oyucak değiştirme vakti geldi."anne,kalk,gütüü."Şu yarım saatin içinde değiştirdiğimiz kaçıncı oyuncak sayamadım.Odanın oyuncakçı dükkanı olduğunu düşünürsek zor bir gece beni bekliyor:)